Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.

Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!

 

Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.

                                        

Bir boomads advertorial içeriğidir.


Son günlerde dillere pelesenk olmuş, kullanımı pek bi yaygınlaşmış kelime, işte karşınızda “tık”
“Bi tık”

Günde en az bir kere kullanmayanı dövüyorlarmış :) Para vermiyollaamış :)
Valla ben diyenlerin yalancısıyım, kardeş.

Tabloyu, bi tık kaydırsana
Yemeğe bi tık daha tuz koysak
Acısı bi tık fazla olmuş sanki
Bi tık daha yaklaş
Bi tık aşağıda kaldı
Bi tık indirsene

diye gidiyor...

Biraz, biraz daha, az biraz, azıcık, çok az gibi anlamlarına gelmekte olup,” tık” şeklinde söylemi pek bi rağbet görür olmuş durumda. Hani az değil de, tık deyince daha bi havalı oluyormuş gibin,
tıkı tık:)

Fazla kullanıldığında artık kusma isteği doğurup, “Hay ben senin tıkına …..” Dedirtmiyor da değil hani, dedirtiyor, ama bi tık :)



Yaklaşık 17-18 yaşlarında olduğunu düşündüğüm bir arkadaş grubu oturuyor yan masamda. Kız  anlatıyor bi solukta,

-Ya Cansu biz şimdi Muratla sevgili değiliz ama bana arkadaş ta değiliz dedi. Nasıl yani dedim? ‘Bizimkisi Arkadaşlıktan bi tık öte’. Dedi. Ne demek istedi şimdi anlamadım, kafam karıştı.

Doinggg, ıııuuu…
(Ve işte karşınızda çiçeği burnunda yeni  bi tık daha, hem bu sefer edepsiz olanından.)

Tabi karışır kafan. Seninki karışmasın da bizimkisi mi karışsın? Bi tık öte imiş. Sen bi tık öteye git yavrum diyecektin. Hatta bırak bi tıkı, bi kaç tık ötelesin mümkünse. Yok yok ya da en iyisi mi o, bi tıktırıp gitsin :) Ağzımı bozduruyosunuz bana :)  Alın küfür şeklini de ben uydurdum şimdi :)

Ah yavrucum şimdi ben sana o tıkın anlamını açıklardım da, burası hiç yeri değil;)

Milletçe her kelimenin b.kunu çıkarmasak olmaz idi.

Haydi o zaman herkese tıklı mıklı günleri geceler :))



Nihayet kavuşmuştum biricik Rüya’ ma, yol arkadaşıma. Bilmeyenler için belirteyim, arabam olur kendileri. Ama benim eşyalarla kurduğum bağım düşünülecek olursa şayet, o bir araba olmanın çok ötesinde bir şey :) Kazadan sonra epey ayrı kalmıştık, şimdi ilk günkünden bile güzel olmuş edepsiz zilli, gıcır gıcır :)

Atlayıp arabama “Tanrım nerden sevdim nerden düştüm bu belaya” şeklinde naralar atarak serseriler gibin apır sapır şarkılar dinliyor, kamyon şoförlerine bağlamış durumdaydım. Yanımda da biriciğim anacazum :) Onu gezdiriyorum. Her ne kadar kadın anlam veremese de yaşadığım mutluluğa, kendince tepkiler vermekle yetiniyordu. “tövbe tövbe” genel bi tepkisidir kendisinin, her şeye tövbe:) Ama ben nasıl mutluyum değmeyin keyfime, nasıl da kroyum, ama leş :)
Hanımefendi çizgimden eser yok hani. Her ne kadar gele gele geldiğimiz yer hastane de olsa, olsundu. 

Gelebiliyorduk ya ne ala. Hele bi iyileş sen annem, daha seni nerelere götürürüm edasıyla sürmeye devam ediyordum ben.

Gereksiz yere kahır senfonisi bestelemeye gerek yoktu;) Bak adamlar neler bestelemiş :)



Bazen böyle şarkılarla da eğlenebiliyor demek ki insan. 
Hiç öyle akşamları evde dizi izleyip de, arkadaş ortamına girdiklerinde sadece haber programı izliyormuş gibi davrananlardan, boş zamanlarında tiyatroya gitmek ve kitap okumak dışında başka bir şeyle ilgilenmiyormuşcasına davranan antik kuntiklerden olamam. Yahut da sadece klasik müzik dinliyormuş havasına da bürünemiyciğim sevgili okuyucu. Beni  ne mutlu ediyorsa, bir dal alırım ;) 

O zaman hayde bakalım 'tanrım nerden sevdim, nerden düştüm bu belaya :)'


Başka da bi sözünü de bilmiyorum ki yazayım :)

İnsanlar plan yaparken tanrı yukardan gülümsermiş diye boşuna dememişlerdi. Son zamanlarda ne hayal ettim  ise, neyin planını, hazırlığını yaptıysam olmadı. Aksilikler silsilesi beni çok sevip bırakmadı peşimi. Çil gibi yapıştılar yüzüme :)

Evet, beterin beteri vardı. Evet, çok daha kötüsü olabilirdi. Buna da şükür idi. Hamdolsundu. Ve daha bi sürü bilimum laftı. Doğru muydu ? Doğruydu evet.

Şimdi gözümü kapattığım an, o anı, kaza anını yaşıyorum yine.
Konuşmalar, sesler, kalabalık, ama yabancı yüzler…
Çaresizliğimi hatırlıyorum. Bildiğim her şeyi nasıl da unuttuğumu hatırlıyorum.
-Polis için nereyi arıyorduk?
 -Ensem, enseme noldu benim?
-Ben yapmadım, arkamdan vurdular!
-Arabam, rüyam!
-Fotoğraf mı çekmek gerekiyordu?
-Kımıldatmayın arabamı!

-ALLAHIM KİMİ ARIYCAM BEN ŞİMDİ?

Telefonda ne dediğimi bile bilemezken imdadıma koşanlara, karakolda gece beni yalnız bırakmayan o güzel yürekli adama, sesinden bile irite olduğum, korktuğum ambulansın içinde elimden tutanlara, en az 4 güne yayılmaya çalışılarak sürüncemeye bırakılan hastane işimi bir günde halledenlere, arabamı o izbe otoparktan almak için yanımda olup yardım edenlere, belki yeni tanıdığım ama pek bi sevdiğim, minnet duyduğum o güzel insanlara ve burada sayamayıp lakin yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Malum her şeyden önemli,  değerliydi “vefa” duygusu benim için… belki bu gerçekten küçüktü ama gereksiz yere uzayan bi olay oldu. Ama sayenizde geçecek. Ve geçiyor da biliyorum.
Sabahın köründe kendi çığlığımla uyanıp, soluğu klavyede aldım. Şimdi kahvaltımı yapar, geri kalan işlerim için, karakola gitmek üzere ayrılıyorum.

Belki sizlerin tabiriyle elimden tutan, yanımda olan güzel bi adam, koca, eş, sevgili, adına her ne halt deniyorsa işte :) Ondan olmadı benim. Ama ne çok şanslıymışım ki, güzel insanlar biriktirmişim kendime…


Mutlu, sağlıklı, kadir kıymet bilen, vefa duygusuna sahip, doğru  insanlarla beraber olacağınız güzel bir gün diliyorum, bu yazıyı okuyan herkese…

Ha bir de bol gülüşler tabi ki de :)


Sevgili midem, canım midem, nolur artık kendine gel. Kaç gündür burnumdan getiriyorsun, bi sakinleşsen, bir durulsan artık, bulanmasan olmaz mı? Tamam, ben seni üzdüm ama bir daha üzmeyeceğim söz veriyorum ;) hem ben hangi sözü verdim de tutmadım şimdiye kadar? Güven bana n olur? Tamam, bir kere yaptım asrın hatasını, tutamadım kendime verdiğim sözü, yeterince utanıyorum bu yüzden. Sen de daha fazla üstüme gelmesen olmaz mı?

Ellerim midem de yazıyorum bu satırları çok sevgili okuyucu. Deli deme bana, amaaannn!!!
Ya da ne dersen de. Kimin ne düşünmesine engel olabiliyoruz ki zaten şu hayatta. Tek bildiğim midem burnumdan getiriyor ve korkuyorum. Sürekli böğürmelerle geçirdiğim günler son bulsun istiyorum. Her mide bulantımda aynı korkuyu yaşıyorum. Kars’ taki gibi yine kusup üzerine bayılmak istemiyorum.

Laaaann kusmuğumda ölürmüşüm bi de, Hayırrrrrr!!! Böyle saçma bir senaryo olamaz tabi ki, olmamalı ya da :))

İnsanın ruhu hasta olmadan bedeni de hasta olmuyormuş.


Benim ruhum iyileşiyor, n olur sen de iyileş! Seni korumak için elimden gelen tedaviyi uyguluyorum, yiyip, içiyorum, koruyucu alıyorum, destekliyorum. N olur sen de biraz gayret et. Can çekişiyorum,  yalvarıyorum uleynnnn!!!

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı