Umutlarımı Gören Var Mı

Umutlarımı nasıl dağıttıysam artık, bana hiç kalmamış gibi hissediyorum bugün. Umutsuz, sıkkın bıkkın, off puff bi haldeyim. 
Bir küçücük fıçıcık içi dolu turşucuğum. Hem de en ekşisinden.
Halbuki çarşıdan aldım bi tane eve gelince bin tane olandandım. En renklisinden.

Sanki yolda yürürken cebim delinmiş de bütün umutlarım dökülmüş gibi. Ya da hırsızın biri ben uyurken umutlarımı mı çaldı acaba?

Nerede içimdeki lunapark, oyuncaklara binen çocuklar nerede? Göremiyorum. Onlar da gitmişler sanırım. Edepsizler hep ben vereyim zaten, aman siz hiç bi şeyinizi vermeyin. 
Hem ben belki borç verdim o umutları, mutlulukları nereden biliyorsunuz? İnsan bi sorar ama canım, aa çok ayıp :) Esefle kınıyorum hepinizi, çok da umrunuzda ya sanki.

Hey ahali şimdi sıra ben de!
Birazcık umut borç alabilir miyim? Elde diyorum heyyy, sana diyorum, bak okuyup da hiç oralı olmayan sen? Elde 'umut' var mı? Varsa ben de alabilir miyim? Çok ihtiyacım var da.



Bir insanın nasıl bu kadar güzel bi kalbi olur, nasıl kocaman bi yüreği olur sorusunun cevabını bulmuştum ben.  Uçurtmasının iplerini sımsıkı tutmuş çocuklar gibi bırakmıyor, her geçen gün daha da sıkı tutuyordum adeta. Aman uçmasın diye. Uçup da beni bırakıp gitmesin diye..
Zannetmeyin ki bi sevgili o. Ah keşke öyle olaydı tabi :)


Koluma taktığım en güzel bileziklerimdendi. “İyi ki” li cümlelerime özne olanımdı.
Sevgiyi, sevmeyi çok iyi bilendi o. İmrenerek izlediğim, hayranlık duyduğumdu.  Omzunda ağladığım, kocaman sarıldığımdı. Tam dünyam yıkıldı dediğimde, elimden tutup kaldıranımdı o. Sırdaşım oldu…

Hakkını ödeyemeyeceğimdi belki de o.  Kimselere konuşamadığımda, dilim lal olduğunda, beni konuşturan, yargılamadan, eleştirmeden dinleyenim oldu o. Hesapsızca… Elimi sımsıkı tutan… Çekip kurtaran.

Bir rüzgar gibi, adı gibi tatlı bi esintiyle girdi hayatıma ve mümkünse hiç gitmesindi. Bu koca şehirde yalnızlığımı paylaştığım nice güzel insanlardan biriydi o. Harika bi anne, güzeller güzeli, kıskanılacak derecede deli dolu, fıkır fıkır bi eşti o. Erkek olsam da, keşke benim olsam-dı o :)

Sever idim sevdiklerime mektuplar yazmayı, minnetimi dile getirmeyi. Hem de en coşkulu hallerimle, hoplaya zıplaya, mümkünse :) Sarıp sarmalayarak. Sevgi sözcüklerini haykırarak.
Bu da onlardan biri şu anda sanıyorum ;)

Adı gibi “Esin” kaynağım oldu o benim. İsminin hakkını verdi çoğu zaman :)
Esinimmm diye seslenişlerimi boşa çıkarmadı.

Şimdi  tüm hallerimle (deli dolu, ağlak zırlak, acık da nedendir bilinmez ama bilazcık hüzünlü)  sesleniyorum sana: Seni çok seviyorum Esinim!




Bilirsin vefa duygusu önemlidir benim için. Belki geç belki de tam zamanı…
Her şey için çok teşekkür ederim.

Hep aynı yerlerde, aynı havayı soluyabilmek ümidiyle…

İmza: Gülen yüzün :)



Abrakadabra

Uyuyan güzel uyansa ve bir daha hiç uyumak zorunda kalmasa mesela, ışınlanma icat edilse de özlediğimizde sevdiklerimizin yanına ışınlanabilsek, kahkaha hapı icat edilse, yutunca sadece hapı yutmuş olmasak mesela: Salgılansa seratoninler, melatoninler, dopaminler :) Halaya dursak hep beraber, ben de halay başı olsam :)

Alice hep harikalar diyarında olsa ya da :)

Yarın bi mucize olsa ve kapıyı çalıp ben geldim dese mesela. Fena mı?  Kahve koyup karşılıklı içsek, sanki hep tanışıyormuşuzcasına muhabbetin dibine vursak. Gülmekten katılsak :)

Çok üşüdüğünde lahana gibi giyinmek yerine lahana gibi sarıp sarmalayacak bi adam olsa mesela.

Öpünce geçse yaralarımız,
Kırılmasa hiç hayallerimiz böylece kırıkları kaynatmaya da hiç gerek kalmasa mesela.

Çok mu şey istiyorum?
Evet istiyorum banane. İsteyenin bi yüzü turuncu dememiş miydim? Vermeyen de ne hali varsa görsün.

Ha bi de hayat hep bayram olsa;)

Öyle de tadı mı olmaz, rutin mi olur ?
Olsun.


Rutinin kötü olduğunu kim söyledi ki? 

O zamaaaan son olarak, 

gökten 3 elma düşsün. Biri benim, biri bu yazıyı okuyanların, diğeri de mucizelere inanan herkesin başına düşsün...



İnsanın kendini özel hissettiği, “iyi ki”  lerle bezenmiş cümlelerin nakarat olup bıkmadan söylendiği bi gün bugün. Hep bir ağızdan kapıların ardından iyi ki doğdun ezgileriyle karşıma çıkan güzel insanların, güzel mesajlarıyla dolu bi gün bugün… Evet bugün BENİM DOĞUM GÜNÜM.

Hoş geldin yeni yaş :) Yaş mı kaç? Duymamış olayım :) Prensip olarak saymıyorum, sadece kutlama eylemini seviyorum ben :)


Geceden ne giysem ki diye düşünmeyi, 16 ekim sabahına  şıkır şıkır hazırlanmayı, bilmeyen kutlamayan olursa şayet, ‘bugün benim doğum günüm, hadi kutlayın’ deyip bahanecek kocaman sarılmayı seviyorum insanlara. Pasta yiyip mutlu olmayı, mum üfleyip dilek tutmayı seviyorum ben. O an, orada her kim varsa, onlar için de ayrıca dilekler tutmayı seviyorum ben ;) Sonra hatıra bırakacağım kareler olsun hayatımda diyerekten fotoğraflar çekinmeyi seviyorum ben:) ( başka zaman sevmezmiş gibi) 

Yani aslına bakarsanız, uzun lafın kısası genel olarak yaptığım ve yapmaktan çok sevdiğim bütün bu eylemleri, doğum günü kisvesi altında yaparak, yaptıklarıma başkalarınca mantıklı bir sebep bulmayı da seviyorum ben:))) Hem o zaman deliymişim gibi de davranmıyor kimse bana:)) 


Cumadan beri kutlanmaya başlayarak doğum günümü adeta doğum günü haftasına çeviren çok sevdiklerim, canlarım, ciğerlerim, kıymetlilerim, ağzınızı burnunuzu ayrı ayrı sevip, öpmelere doyamadıklarım, sarılırken bi yerlerinizi kırmaya korktuklarım, iyi ki varsınız ve hep de var olun :)


O zaman duyduk duymadık demeyin! Ahanda ben de buradan ilan ediyorum. Bugün benim doğum günüm. Bilmiyorsanız da şu anda okuyarak, öğrenmiş oluyorsunuz :) Ya şu kızı da ne zamandır aramıyordum diyen arkadaşlarıma, sevdiklerime duyurulur;) İşte size bahane :))


Kendini De Unutsaydın Evladım

Aklımı uçurtmanın ucuna bağlayıp uçurdum gitti sanki. Azıcık uçurup sonra tutuyorum yine.
Unutuyorum şu sıralar. Her şeyi unutur oldum. İşe öyle bi yoğunlaştım ki. (Daha doğrusu yoğunlaşmak zorunda da kaldım diyelim.)

Telefonumu unutup okula gidiyorum mesela. Ki ne kadar gerekiyor olmasına rağmen. Sonra öğle arası olur olmaz pıt pıt koşarcasına, telefonumu almak için bi hışım eve geliyorum. Buraya kadar,
‘ee ne var bunda, olur öyle arada, insanlık hali’ diyeceksiniz tabi ama, okula geri döndüğümde telefonumu yine almadan, evde unuttuğumu duyana dek :) Yahu arkadaş benim amacım eve gidip telefon almaktı. Ben ne yaptım  ? Eve gelmişken karnımı doyurayım dedim. Üzerine de bi kahve içip öyle çıkayım dedim. Geç kalmayayım mesaiye diye de acele ettim. Sonuç: telefonu yine unuttum :)
Başka mı? Arabanın anahtarını arıyorum bu sabah çıldırmış gibi. Yok ! Eve giriyorum talan ediyorum evi ama yok edepsiz anahtar. Kıs kıs gülüyor olsa gerek halime, bulamıyorum. En son aşağıya inip pes ediyorum. Bari taksi çağırayım diye düşünüyorum ki, arabanın koluna refleksif olarak elimi bi atıyorum ‘amanınnnn’ kapı açılmaz mı? Kapıyı açık unutmuşum sanıyorum tabi. Başlıyor düşünce baloncuklarım havaya yükselmeye:



 “Ayyy anahtarım da yok”
“Böyle açık mı kalacak araba”
“ Ayy sabaha kadar da kalmış zaten, gerçi site güvenlikli falan ama olsun”
 diye binbir türlü saçma sapan düşünce balonları …

Hayır, sonra dank ediyor , susak kafama ki anahtar kontakta. Sanki bana bakıp pis pis sırıtıyormuş gibi hissediyorum. Birileri de pencereden beni izliyormuşçasına arabaya utanarak bi binişim var ki sormayın. Sonra içerde utancımdan ve şapşallığımdan gülüyorum tabi. Ama ne gülme :)

Durduramadım kendimi. Okula varıncaya kadar gülmüşümdür herhalde. Artık akşamında eve nasıl geldiysem diye düşünüyorum, anahtarı kontakta bırakıp çıkmışım yukarı.  

Hani ödevini, kitabını evde unutan öğrencilere, öğretmenlerinin verdiği meşhur tepki vardır ya, “kendini de unutsaydın evladım” diye. İşte tam olarak bu haldeyim sanıyorum.

Hayır aşık falan da değilim. Keşke olsam :) Ben, şahsen, bizzat, kendim yaşıyorum :)) O kadar çok çalışıyor ve yoruluyorum ki şu sıralar. Kafam kazan gibi oluyor eve gelince. Beni teselli eden şey ise kitaplarım oluyor ne mutlu ki. Gömülüyorum onların sayfalarına öyle dinleniyorum birazcık.



Bu ay ki şahane kitaplarım da düşünceli ablamdan;) Okumahevesim anca bu kadar doruğa çıkartılabilirdi. Bu nazik ve düşünceli hediyesi için acık şımarıp, çott tocaman teşekkür ediyorum kendisine :) Çok ihtiyacım vardı şımarmaya :)

O zaman ben şimdilik Ece Temelkuran’ a kulak vereyim ve iyilik güzellik olsun diyeyim ;)





Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı